49,1776$%0,08
55,3290€%0,27
65,1698£%0,34
6.564,92%0,36
4.153,74%0,33
%
12:57
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu. Bahçeli, “Cumhurbaşkanımız uygun gördüğü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi anayasal iradesini bu yönde ortaya koyduğu takdirde, Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının yeniden Sayın Recep Tayyip Erdoğan olması arzumuz ve talebimizdir” ifadelerini kullandı.Haberlerimizi Google'da Takip EdinGelişmelerden anında haberdar olun.Google'da tercih edilen kaynak olarak ekleyinİşte Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan satır başları: Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle bu kutlu çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyorum. Başarılarla dolu bir yasama yılı geçirmenizi Allah’tan niyaz ediyorum.ÖNEMLİ İÇ VE DIŞ GELİŞMELER YAŞANACAK”Önemli iç ve dış gelişmelerin yaşanacağı yeni dönemin ülkemize, milletimize, siyaset ve demokrasi hayatımıza, aynı zamanda siyasi parti grupları ile sayın milletvekillerine hayırlı olmasını temenni ediyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk Başkanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Gazi Meclis’te görev yapan ve ebediyete irtihal eden milletvekillerini rahmetle yâd ediyor, hayatta olanlara sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum.Yasama organının kurumsal adresi Gazi Meclisimiz, şüphesiz milletimizin talep ve menfaatlerinin, inanç ve değerlerinin, tarihî hafızasının ve gelecek beklentilerinin temsil mekanizması ile vücut bulduğu, ülkemizdeki farklı seslerin uyumu ile devlet orkestrasına dönüştüğü, ortak aklın ve millî iradenin tecelligâhı, Türk devletinin kalpgâhıdır. Asırlar geçse de, kurumlar dönüşse, yöntemler değişse de pergelin sabit ucunda Türk devlet geleneğinin danışma ve meşveret kültürü vardır ve bu kültür, Türk töresinin ana omurgasını teşkil etmektedir. Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânu Lugâti’t-Türk’te ifade ettiği üzere, “Geniş elbise eskimez, istişare ile alınan akıl bozulmaz.” İstişare ve danışmanın sonucu olarak ortak akıl ile alınan kararlar, kamu vicdanının gür sesi, toplumsal dayanışmanın güçlü zemini, millî birlik ve beraberlik duygusunun sarsılmaz iradesidir. Yanlışı telafi, noksanı tamam eden millî muhakeme ve muhasebe mekanizması olan istişare ve danışma, aynı zamanda toplumsal fay hatlarını doldurarak sosyal gerilimleri önleyen ve bir arada yaşama iradesini tahkim eden millî aidiyet ve mensubiyet şuurudur.İstanbul’un işgaliyle türlü tehlikeleri atlatarak Ankara’ya koşan mebuslar, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde Büyük Millet Meclisi’nde İstiklal davasını yaşatmış, Sevr çağrısını tarihin çöplüğüne atmıştır. Unutulmaması gerekir ki İstiklâl Harbi’nin ana karargâhı Büyük Millet Meclisi’dir. 15 Temmuz hain kalkışmasında yazılan demokrasi destanının merkezi de Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türk milleti, Millî Mücadelesi’ni Meclis çatısı altında vererek dünya siyasi tarihinde nadir ve müstesna bir yere sahip olmuştur. Bu sebeptendir ki Türk milleti için Meclis, olağan dönemler kadar olağanüstü dönemleri sevk ve idare etme kabiliyeti, barışta olduğu kadar savaşa da hazır olabilme kapasitesi, vatanına, toprağına, istiklal ve egemenliğine göz dikenlere karşı mücadele iradesidir.”MİLLETİN DEMOKRASİ SADAKATİ GÜÇLENDİ”Değerli milletvekilleri, şüphesiz Türkiye’nin demokrasi yolculuğu güneşli ve pürüzsüz yollarda gerçekleşmemiştir. Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türk demokrasisi askerî darbelerle sınanmış ve her bir askerî darbe, Türk demokrasisinde yaralı hafıza durakları oluşturmuştur. Türk siyasetinde darbeler, devlet kurumsallığının zayıflamasına, imkân ve fırsatların heba olmasına ve devletin yüksek politik hafızasının daralmasına sebebiyet vermiş, ancak Türk milletinin demokrasiye sadakati eksilmemiş, bilakis daha da güçlenmiştir. Parlamenter sistemin uygulandığı dönemde istikrarsız hükümetler, koalisyon kavgaları, siyasi kutuplaşma ve anlaşmazlıklar hızlı ve etkin kararlar alınmasına mâni olmuş, millet ve devlet hayatında pek çok çarpıklığı teşvik edip tetiklemiştir. Hatırlatmak isterim ki çok partili hayata geçilen 21 Temmuz 1946 ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hukuken ve fiilen uygulanmaya başladığı 9 Temmuz 2018 tarihleri arasında 51 Cumhuriyet Hükümeti kurulmuş, ortalama ömrü 1 yıl 5 ay olan kısa ömürlü hükümetler, koalisyon pazarlıkları ve belirsizliğin ortaya çıkardığı istikrarsızlık, Türkiye’nin küresel rekabette geri kalmasına sebep olmuştur.”PERGELİMİZİN SABİT UCU ANKARA’DIR” Bu bağlamda siyaset kurumuna düşen görev, sorunların çözüm adresi ve güçlü kurumsallığın teminatı olmaktır. Siyasi yelpazenin neresinde konumlanırsa konumlansın, siyasi partiler programları ve ideolojik yönelimleriyle siyasetin alanını genişletmek, toplum müştereklerinin zeminini güçlendirmek için vardır. Türk milletine hizmette birbiriyle yarışırken aynı zamanda demokratik kültürün olgunlaşması ve devletin yüksek politikalarının devamlılık sağlaması için iletişim ve mutabakat içerisinde olmak durumundadır. Bunları bilmek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin mazisini, ruhunu ve davasını bilmek, yasama sorumluluğunun mahiyetini kavrayabilmektir. Popülist heveslerden kurtulmak, kısır ve verimsiz siyasi tartışmalardan kaçınmak, Türk milletinin âli menfaatleri, huzur ve refahı için gayret etmek, Türk devletinin bekası ve ilerlemesi için çaba göstermektir. Bunu bilmek, Türk milletine hizmet yolunda siyasette rekabet ederken, Türk devletinin millî siyasetinde sırf iktidarın karşısında olmak adına “Edirne’yi Enver alacağına Bulgar alsın.” çukuruna düşmemektir. Bu vesileyle siyasi partilere ve Türk milletini temsil eden muhterem milletvekillerine yeni yasama yılı münasebetiyle şu hususları hatırlatmak isterim;İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir. Siyasi rekabet alanımız ne kadar geniş olsa da pergelimizin sabit ucu Ankara’dır. Siyasette yöntem olarak ayrılsak da yönümüz Türk istiklal ve egemenliğidir. Siyasete farklı pencerelerden bakıyor olsak da gelecek ufkumuz müreffeh toplum gücü Türkiye’dir. Bu hatırlatmalarla birlikte yeni yasama yılında siyasi partilerimizin hizmette rekabet, istikbalde, istiklalde vahdet, istikbalde gayret içerisinde olmalarını temenni ediyorum.Değerli dava arkadaşlarım, kıymetli misafirler, Türk milletinin 100 yıla damgasını vuracağı Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın başında, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girdiğimiz bir dönemde, “Kardeşlik kalbimizde, gelecek aklımızda.” temasıyla 7 Mayıs 2026 tarihinde başlattığımız 15. Olağan Kurultay sürecimizde, 4 Ekim 2026 itibarıyla ilçe ve il kongrelerimiz tamamlanmıştır. İnancın ve itimadın tazelendiği, birlik ve beraberliğin güçlendiği, partimizi büyütme heyecan, arzu ve kararlılığının coşkuya dönüştüğü her kongremiz toy havasında geçmiş, kaybedenin olmadığı kongrelerimizde ülkücü irade tecelli ederek lider ülke Türkiye hedefimizi gerçekleştirecek kadrolarımız seçilmiştir. Kurultay sürecimiz olan büyük kongremiz de tamamlanacak. Partimiz aynı ülkü, değişmez irade ve sarsılmaz inançla kutlu ülkülerine yürümeye devam edecektir. Bu vesileyle ilçe ve il kongrelerimizde görev alan Başkanlık Divanı üyelerimize, Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimize, milletvekillerimize, il ve ilçe teşkilatlarımızın başkan ve yöneticileriyle tüm neferlerine en kalbi şükranlarımı sunuyor, yeni seçilen teşkilat mensuplarımıza üstün başarılar diliyorum.”ÜÇ HİLALİ ZİRVEYE TAŞIYACAĞIZ” Kıymetli milletvekilleri, önümüzdeki dönem, kalkınmanın ve yükselmenin önünde engel olan sorunların miyadını, Türkiye’de siyaset ve devlet hayatında kutlu bir merhalenin, yüksek bir mertebenin miladını teşkil etmektedir. Bunların başında Terörsüz Türkiye hedef ve politikalarına dair gelişmelerin yoğunlaşacağı yeni yasama yılı faaliyetleri ile yaklaşan milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve mahallî idareler seçimleri gelmektedir. Parti olarak bu dönemde program, politika, proje ve kadrolarımızla Türkiye’nin önünde açılacak huzur ve refah sayfalarının irfan mürekkebi, hakikat kalemi olacağımıza itimadım tamdır. Milletimizle kurduğumuz samimi ve köklü bağı daha da güçlendirerek her alanda üç hilali zirveye taşıyacağız.Bizim mücadelemiz, vatanımızın her karışına, milletimizin her ferdine, millî varlığımızın her zerresine ve geleceğimize sahip çıkma mücadelesinde olanların yürüyüşüdür. Yolumuz, fitne ateşlerini sinesinde söndüren, tahrikleri akıl ve iman ile boğan, ihanete boyun eğmeyen ülkü neferlerinin yoludur. Her bir ülküdaşımız, milletimizin kutlu davasını omuzlarına yükleyen, tarihin kadim sesini gönlüyle işiten, coğrafyanın hakikatine Türk gözüyle bakan iradenin, ferasetin ve cesaretin timsalidir. Bu şuur ve anlayışla ne çizgimizden saptık ne duruşumuzu bozduk. Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve faziletiyle her yılı bir asra bedel senelerde ilkelerimizden ve ülkülerimizden, vatan ve millet sevgimizden asla ödün vermedik. Siyaseti kısır bir iktidar mücadelesinin, çıkar ya da çatışmanın unsuru değil, toplumsal uzlaşının ve huzurun tesis aracı olarak gördük. Büyük Türk milletinin içerisine düştüğü her türlü darboğazdan kurtarmayı görev addeden ülkücü hareket, kendisini millete adamışların buluşma yeridir.”TERÖR BELASINDAN KALICI OLARAK KURTULMAK İÇİN TARİHİ BİR FIRSAT ÖNÜMÜZDEDİR” Temel hedefimiz, Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgeyi terörün ürettiği güvenlik tehditlerinden bütünüyle arındırmak, gelecek kuşakların siyasi, ekonomik ve toplumsal refahını teminat altına almaktır. 40 yılı aşkın süredir milletimizin başına musallat edilen terör belasından kalıcı olarak kurtulmak için tarihî bir fırsat önümüzdedir. Terör ve silah yerine adaletin, siyasetin, demokrasinin, millî birlik ve bütünleşmenin hâkim olacağı, kardeşlik ve dayanışmanın kök salacağı, istikbalimizin yol haritasını birlikte çizeceğimiz bir zemindeyiz. Milletimizin kararı nettir. O da topraklardan terörü bir daha yeşermemek üzere söküp atmak, millî birlik ve bütünleşmeyi güçlendirmektir. Türkiye, yeni yasama yılıyla birlikte bir taraftan Terörsüz Türkiye hedefinin hukuki ve siyasi tabanının güçlendirilmesine, diğer taraftan demokratik standartların geliştirilmesi, hukuk devletinin kurumsal kapasitesinin artırılması, toplumsal bütünleşmenin kalıcı hâle getirilmesi ve sosyoekonomik şartların iyileştirilmesine yönelik çalışmalarla milletimizin beklentilerini karşılayacaktır.7595 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan komisyonların çalışması, kanunun yürürlüğe gireceği şartların oluşturulması, bunların takip ve tespiti, aynı zamanda ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemelerin yapılması, önümüzde duran en hayati konulardan birisi olacaktır. Bunun yanında Türkiye’nin kalkınma derdine ulaşabilmesi için biriken yapısal sorunların çözülmesi, güncel meselelerle birlikte köklü reform adımlarının atılmasını da gerektirmektedir. Bu nedenle önümüzdeki Meclis döneminin, kısır siyasi tartışmaların ötesinde Türkiye’nin orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek bir yapısal reform dönemi olması gerekmektedir.”KAMU KAYNAKLARININ USULSÜZ KULLANIMINA İLİŞKİN HER İDDİA ŞEFFAF BİÇİMDE SORUŞTURULMALI” Diğer yandan, 3 Ekim 2026 tarihinde yaptığım detaylı açıklamada vurguladığım üzere Türkiye, yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmalarıyla karşı karşıya bırakılmamalıdır. Bunlar, bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulmalı, işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde yürütülmelidir. Demokratik siyasetin meşruiyeti hesap verebilirlikten ve kamu kurumlarına duyulan güvenden beslenmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşulu da güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzenidir. Bu nedenle yeni yasama yılında atılacak demokratik adımlarla kalkınma hedeflerini gerçekleştirmeye dönük gayret ile yolsuzluk ve yolsuzlaşmayı önleyecek girişimlerin birbirinden ayrı düşünülmemesi ve eş güdümle hayata geçirilmesi gerekmektedir.”BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİN SİYASİ MERKEZİ NEW YORK İSE ADALET MERKEZİ ANKARA’DIR” Muhterem dava arkadaşlarım, saygıdeğer misafirler, içinde bulunduğumuz yüzyıl, vicdanı körelmiş, gözünü hırs bürümüş aktörlerin kural tanımaz politikalarıyla dünyanın ve insanlığın felakete sürüklendiği bir dönemi ihtiva etmektedir. Ne hazindir ki insanlıktan zerre kadar nasibini almamış bu kural tanımazlara kural tanıtacak mekanizmalar da üç maymunu oynamaktadır. Birleşmiş Milletler, insanlığın yaşadığı soykırımlara, emperyalist güçlerin güç mücadelelerine dönüştüğü kaynak savaşlarına karşı evrensel insan hakları normları ve küresel adalet adına müdahale edememektedir. Milletlerin en üst düzeyde temsil edildiği bu kurum, ne yazık ki dünyanın içinde bulunduğu zorbalığa mukavemet edecek kadar karar alıcı mekanizmadan yoksundur. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle, “Dünya beşten büyüktür.” ve dünya bu beş devletin politik egolarına ve çıkarlarına mahkûm edilemeyecektir. Türkiye, tarih boyunca insanlığa hizmet eden, adalet terazisini insanlığın âli menfaatleri ölçüsünde kuran, mazlum milletlerin sığınağıdır. Nizam-ı Âlem davasıyla gittiği yerlere barış ve refah götüren huzur limanıdır. Bunun için diyoruz ki Birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise adalet merkezi Ankara’dır. Bu doğrultuda Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde insanlık değerlerini, hukuku ve adaleti esas alan bir reform anlayışıyla mesuliyet duygusuna sahip ülkelere öncülük edebilecektir.81. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in eli kanlı Başbakanı Netanyahu’nun Genel Kurul’a hitabı, insanlık tarihinin utanç vesikası olmuştur. Maalesef elinde binlerce masumun kanı olan soykırımcının insanlık ve ahlak dersi vermek ustalığında bulunduğu bir tiyatroyu bütün dünya izlemiştir.Diyorum ki Hitler’in kendisini insan hakları savunucusu, Mussolini’nin kendisini özgürlük havarisi, Stalin’in ise demokrat olarak nitelendirilmesi ne kadar gerçekçi ise Netanyahu’nun “Dünyanın en ahlaklı ordusuna sahibiz.” demesi de Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı tiran olarak nitelendirmesi de o kadar gerçekçidir.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Netanyahu’nun hezeyanları, esasında Batı’nın ikircikli ve samimiyetsiz politikalarının, iflas etmiş insani değerlerinin, emperyalizminin aynasında yansımasıdır. Çok defa işaret ettiğimiz ve uyardığımız gibi İslam ülkelerinin İsrail karşısındaki tavır ve duruşlarını belirlemeleri ve açıkça ortaya koymaları şarttır. Merhum Cahit Zarifoğlu’nun “Filistin bir sınav kâğıdı, her mümin kulun önünde.” dizelerine atfen, İslam ülkelerinin kınamanın ötesinde ortak bir tavır ve irade sergilemesi kaçınılmazdır. Zira İsrail, bölge halkları ve dünyadaki bütün milletler için tehdittir. İsrail saldırganlığı, yayılmacılığı ve hukuk tanımazlığının önlenmesi ve bölgenin selameti için önerdiğimiz Kudüs İttifakı’nın yahut Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın çerçevesinin genişletilmesiyle caydırıcı bir İslam barış gücünün oluşturulması kaçınılmazdır.Küresel siyasetin ve uluslararası güvenlik düzeninin önemli bir dönüşüm yaşadığı, politik risklerin kalıcı bir nitelik kazanmasına yol açabilecek uzlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde, hukuku, barışı ve adaleti esas alan duruşuyla sözüne güvenilir bir ülke olarak Türkiye’ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu da açıktır. Sayın milletvekilleri, kıymetli misafirler, Türkiye güvenliğini demokrasiyle, kalkınmasını hukukla, toplumsal barışını adaletle ve bölgesel etkinliğini güçlü bir devlet kapasitesiyle birlikte ilerletmek durumundadır. İçinde bulunduğumuz dönemde siyasi patronajlarla, ideolojik saplantılarla ve gündem kaymalarıyla enerji ve zaman kaybına yer yoktur.Bunu başarabildiğimiz ölçüde Türkiye, kendi geleceğini daha sağlam bir zemine oturtmakla kalmayacak, çevresindeki krizlerin çözümünde ve bölgesel düzenin yeniden şekillenmesinde daha etkin ve yapıcı bir aktör olarak öne çıkacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi, gücünü millî birlik, toplumsal adalet ve ortak refah idealinden alan güçlü bir Türkiye’yi bugünden inşa etmek kararlılığındadır. Bu doğrultuda küresel ölçekte krizlerin ve güç savaşlarının yaşandığı kritik dönemde ülkemizin yapısal sorunlarını aşarak kalıcı bir refah düzeni kurması amacıyla Yağmur Stratejisi’ni geliştirmiştir.Yağmur, bütün inanç sistemlerinde, geleneksel ve kültürel öğretilerde arınmayı, temizlenmeyi, tazelenmeyi ve yenilenmeyi, bolluğu ve bereketi temsil ederek Rahman’ın rahmetiyle sembolleşmiştir. Rahmet, zahirde bolluğun, bereketin, temizlenmenin ve yenilenmenin, batında ise huzurun, refahın, saadetin, nefisten arınmanın, kalp kirinden temizlenmenin ve düşünce buhranından salah’a kavuşmanın muştusudur. Yağmurun rahmeti, Türk sosyal hafızasında ve kültürel tarihimizde yeri yüzyıllar boyunca yerleşmiş bir anlam bulmaktadır.İslam dünyasını yakıp kavuran savaşlar ve çatışmalar, insanlık suçları, mazlumların göğe yükselen feryatları, kadın, çocuk, yaşlı demeden emperyalist güçlerce gerçekleştirilen katliamlar, huzur, barış ve istikrar ikliminin kuraklaşması, etnik bölünmeler, mezhepsel ayrışmalar, parçalanan coğrafyalar, dünyada ve bölgemizde arınarak, temizlenmenin, tazelenerek yeniden doğmanın, bolluk ve refahla yeniden dirilmenin misyon ve sorumluluğunu omuzlarımıza yüklemektedir.Milliyetçi Hareket Partisi olarak tarihin kutlu çağrısı, coğrafyanın mesuliyeti, siyaset kurumunun yeniden inşası, toplumsal yaşamın ihyası ve devlet kapasitesinin artırılması için Yağmur Stratejisi’ni hayata geçirmeyi Türk siyasetindeki mümtaz konumumuzun bir gereği olarak görüyoruz. Yağmur Stratejisi, partimizin üç hilalinden aldığımız ilhamla yasama, yürütme ve yargıdan oluşan üç temel erkin ahenk içinde çalışmasını ve istikrarın sürdürülmesini esas alan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kurumsallığına dayanmaktadır. Devleti oluşturan bu anayasal erklerin kuvvetler ayrılığı esasında bağımsız ve uyum içerisinde, millî kaynak, imkân ve kabiliyetlerin seferber edilerek bereketin ve bolluğun milletimizin üzerine yağmasını öngörmektedir.Bununla birlikte yağmurun yıkıcı etkiye sahip bir sele dönüşmesi de engellenmelidir. Güvenlikte, ekonomide ve demokraside tahribata yol açılmaması için etkili bir denge ve denetim sistemi uygulanmalıdır. Bu çerçevede yasamada güçlü bir Milliyetçi Hareket Partisi kurumsallığı tesis edilmelidir. Ayrıca ülkemizde yağan ve milletimizi ferahlatan yağmurun bereketinden bölgemiz ile gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan insanların da istifade etmesi esas olmalıdır.Yağmur Stratejisi’nin temel ülküsü istikrarın korunmasıdır. Yağmur Stratejisi’nin başarısı ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin kazanımlarına ve sağladığı istikrara sahip çıkılmasına, Cumhur İttifakı’nda vücut bulan Türkiye’yi millî hedefler istikametinde ileriye taşıma kararlılığının aynı inanç ve iradeyle devam etmesine, ülkemizin arkasına aldığı rüzgârla yeni atılımlar için fırsat ve imkânları değerlendirmesine bağlıdır. “ERDOĞAN YENİDEN ADAY OLMALI” Bununla beraber Türkiye’nin yakaladığı yükseliş ivmesinin kesintiye uğramaması, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha aday olması ve üçüncü defa cumhurbaşkanlığına seçilmesi mümkün olacaktır. Zira üçüncü dönem, ülkemizde, bölgemizde ve dünyada birçok önemli gelişmeye gebedir ve öncelikli olarak bu zorlu süreci yönetecek dirayet ve tecrübeye ihtiyaç vardır. O tecrübe ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Cumhur İttifakı kurumsallığında Sayın Erdoğan’dadır. Dünyanın içinde bulunduğu kritik süreçte, bölgemizde cereyan eden belirsizliklerle dolu ortamda, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge yolunda tarihî adımların atıldığı bir dönemde, Türkiye’nin istikamet değiştirmeye ve hedeflerinden vazgeçmeye değil, sistemsel ve kurumsal olarak bütünüyle mevcut imkânlarını ve kaynaklarını sürdürmeye ihtiyacı vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın bugüne kadar üstlendiği sorumluluk, ortaya koyduğu liderlik ve Türkiye’ye kazandırdığı stratejik kapasite dikkate alındığında kendisinin bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi Türkiye’nin ve bölgemizin hayrına olacaktır. Bu nedenle Cumhurbaşkanımız uygun gördüğü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi anayasal iradesini bu yönde ortaya koyduğu takdirde, Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının yeniden Sayın Recep Tayyip Erdoğan olması arzumuz ve talebimizdir. “SEÇİMLER 2028 YILINDA YAPILMALI” Bu hükümler doğrultusunda Milliyetçi Hareket Partisi olarak düşüncemiz şudur. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde uygun zamanda ve azami mutabakatla seçimlerin yenilenmesi kararı alınmalıdır. Meclisin alacağı karar çerçevesinde yenilenecek seçimlerin yine 2028 yılı içinde yapılması, istikrar ve öngörülebilirliği zedelemeyecek şekilde sistem ruhuna uygun işletilmiş olacaktır. Bu yönde bir iradenin tezahürüyle gereksiz tartışmalar bitecek, belirsizlikler ortadan kalkacak, ekonomik güven artacak, ülkemiz attığı tarihî adımlarla dolu dizgin yoluna devam edebilecektir. Türkiye hasımlarının beklediği ve umduğu istikrarsızlık, yaşanması muhtemel belirsizlik, kaos ve kargaşaya yatırım yapanların hesabı boşa çıkmış olacaktır. Burada şunun da altını çizmek gerekir ki bizim meselemiz şahısların siyasi kariyeri değil, devletin devamlılığı, siyasetin istikrarı ve en nihayetinde lider ülke Türkiye’nin inşa ve ihyasıdır. Partimiz, 2028’i bir seçim tarihi olarak görmenin ötesinde, Türkiye için büyük reformların hayata geçirileceği bir dönemin miladı olarak değerlendirmektedir. Bu çerçevede hedef saptırmaya yönelik girişimler son bulmalı, adaylık netleşmeli, acımasız rekabet şartlarında dünya gerçekleriyle yüzleşebilmelidir.

Son dakika… MHP lideri Bahçeli’den açıklamalar
1
Tüm Gözler Amerikan Senatasonun Vereceği Son Kararda
42525 kez okundu
2
Necdet Saraç’tan terörsüz Türkiye sürecine destek
1715 kez okundu
3
SON TAKSİ HABERLERİ: 8 Saniye için 28 bin 500 lira!
1703 kez okundu
4
ABD Kongresinden Filistin-İsrail meselesinde ‘iki devletli çözüme’ destek
1585 kez okundu
5
Şile’de Sacit Terzi’ye Güven Mesajı: “Hizmet Yolunda Kararlılıkla Devam”
929 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.