47,5300$% 0.2
54,7129€% -0.14
64,0235£% 0.18
6.181,89%-1,21
4.042,81%-1,48
13.458,10%1,24
20:29
Irak’ın Mayıs 2026’da göreve gelen yeni Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin 14 Temmuz’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile başlattığı yoğun diplomasi trafiği, İran temaslarının ardından 28 Temmuz’da Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan zirveyle yeni bir aşamaya taşındı. İş dünyasından gelen ve daha önce önemli bir siyasi görev üstlenmeyen Zeydi’nin birkaç hafta içinde üç kritik başkentini ziyaret etmesi, Bağdat’ın savaşlarla şekillenen yeni Orta Doğu düzeninde yalnızca ayakta kalmaya değil, ekonomik ve siyasi bakımdan yeni bir pozisyon kazanmaya çalıştığını gösterdi. Zeydi’nin Washington ziyareti için seçilen tarih de sembolik bir anlam taşıyordu. 14 Temmuz, Irak’ta Hür Subaylar Hareketi’nin 1958’de monarşiyi devirerek cumhuriyet rejimini kurduğu günün yıl dönümüydü. Yeni başbakanın ilk yurt dışı ziyaretini bu tarihte ABD’ye yapması, Bağdat’ta eski siyasi düzenden daha pragmatik, yatırım ve kalkınma odaklı bir döneme geçildiği mesajı olarak okundu. Ancak bu sembolik başlangıcın arkasında, Zeydi’nin hem Washington’a hem Tahran’a hem de Irak içindeki siyasi aktörlere kabul ettirmesi gereken son derece karmaşık bir reform programı bulunuyordu. REKLAM Ziyaretler, ABD ve İsrail’in Şubat 2026’da İran’a karşı başlattığı savaşın bölgesel dengeleri sarstığı, Hürmüz Boğazı’ndaki petrol taşımacılığının büyük ölçüde aksadığı ve enerji üreticisi ülkelerin yeni ihracat güzergâhları aramaya başladığı kritik bir dönemde gerçekleşti. Washington’ın İran’a yeniden saldırılar düzenlediği bir atmosferde Zeydi’nin önce Beyaz Saray’a gitmesi, Irak’ın Tahran’ın dış politika çizgisine bütünüyle bağlı hareket etmeyeceğini gösteren cesur bir adım olarak değerlendirildi. Buna rağmen Zeydi’nin daha sonra İran’a gitmesi ve Necef’teki cenaze törenlerinde yerini alması, Bağdat’ın bütün köprüleri aynı anda açık tutmaya çalıştığını da ortaya koydu. Zeydi’nin ABD ziyaretinden önce attığı iki iç politika adımı, Beyaz Saray temaslarının siyasi arka planını oluşturdu. Yeni başbakan, devlet otoritesi dışında silah taşıyan ve büyük bölümü Şii milislerden oluşan grupların silah bırakmasına yönelik bir süreç başlattı; ardından Saddam Hüseyin’in devrilmesinden bu yana gerçekleştirilen en geniş kapsamlı yolsuzluk operasyonlarından birini devreye soktu. Haziran sonunda yapılan operasyonlarda siyasetçilerin ve üst düzey bürokratların da aralarında bulunduğu onlarca kişi gözaltına alınırken, yıllardır dokunulmaz kabul edilen bazı isimlere ulaşılması yeni yönetimin “devlet yeniden masaya dönüyor” mesajı olarak yorumlandı. REKLAM WASHINGTON’DA YENİ REÇETE: ASKER GİDİYOR, PETROL ŞİRKETİ GELİYOR Trump’ın ikinci başkanlık döneminde ABD’nin Irak politikasının önceki yönetimlerden belirgin biçimde ayrıştığı görülüyor. George W. Bush döneminde askerî işgalle başlayan, Barack Obama döneminde çekilmeyle devam eden ve Joe Biden döneminde güvenlik merkezli bir çerçevede sürdürülen yaklaşım, yeni dönemde yerini ekonomi, enerji ve jeopolitik bağlantısallık eksenine bırakıyor. Washington artık Irak’a yalnızca DEAŞ’la mücadele edilen veya İran nüfuzunun sınırlandırılacağı bir güvenlik sahası olarak değil; petrol, doğal gaz, teknoloji, finans, tarım, eğitim, ilaç ve altyapı yatırımları bakımından geniş bir pazar olarak yaklaşıyor. Zeydi’nin ziyareti sırasında Irak ile ABD’nin kamu ve özel sektör kuruluşları arasında 48 anlaşma, mutabakat zaptı ve ortaklık deklarasyonunun gündeme gelmesi, Washington’ın Irak’ta artık asker sayısından çok yatırım hacmini konuşmaya başladığını ortaya koydu. Trump’ın “Artık orada orduya ihtiyacımız olduğunu düşünmüyoruz, petrol şirketleri Irak’a geliyor” sözleri de yeni stratejinin en açık özeti oldu. ABD, 2003’te tanklarla girdiği Irak’a bu kez enerji şirketleri, finans kuruluşları ve altyapı anlaşmalarıyla yeniden yerleşmeye hazırlanıyor. Ankara’da da bu yeni döneme dair mutfak çalışmaları devam ediyor. Zira Ankara, Bağdat, Basra, Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye eksenli çok yönli bir mutfak çalışmasını sürdürüyor. REKLAM Trump, Zeydi ile düzenlediği ortak basın toplantısında 2003 işgaline başından beri karşı çıktığını belirterek “Yanlış ülkeye saldırdılar ve büyük hasara yol açtılar” ifadelerini kullandı. Bu sözler Bush yönetimine yönelik geçmişe dönük bir eleştiri olmanın ötesinde, Amerikan askerî varlığının milyarlarca dolarlık harcamaya rağmen Irak’ta kalıcı istikrar ve siyasi nüfuz üretemediğinin kabulü niteliğindeydi. Washington’ın askerî olarak en güçlü olduğu yıllarda İran’ın Irak’taki siyasi, güvenlik ve ekonomik ağlarını genişletmesi, Amerikan karar alıcılarını nüfuzun yalnızca silahla kurulamayacağı sonucuna götürdü. Trump’ın Zeydi için “Bu adam Irak’ın ötesinde, Orta Doğu’da büyük bir lider olacak” sözlerini kullanması, Irak heyetini resmî programın dışında öğle yemeğine davet etmesi ve iki lider arasındaki “olağanüstü uyumdan” söz etmesi, Washington’ın yeni başbakana verdiği önemi gösterdi. Kasım 2025 seçimlerinden sonra aylarca hükümet kurulamaması, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin adaylığı üzerindeki Amerikan vetosu ve Şii Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar sonucunda uzlaşı adayı olarak öne çıkan Zeydi, eski siyasi elitlerden farklı bir aktör olarak görüldü. Göreve gelir gelmez Trump’ın Zeydi’yi telefonla araması, ardından ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Irak-Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Bağdat’a giderek kendisiyle görüşmesi ve kısa süre içinde Beyaz Saray davetinin gelmesi, bu desteğin tesadüf olmadığını gösterdi. Zeydi de Trump ile görüşmesinde “ABD-Irak ilişkileri askerî boyuttan ekonomik ortaklığa evriliyor” açıklamasını yaptı ve Irak’taki tüm Amerikan askerlerinin 30 Eylül 2026 itibarıyla ülkeden tamamen çekileceğini duyurdu. Böylece Bağdat, hem milislerin Amerikan varlığını silahlı faaliyetlerine gerekçe göstermesini önlemeyi hem de güvenlik ilişkisinin yerine ekonomik ortaklığı koymayı hedefledi. REKLAM HÜRMÜZ KİLİTLENDİ, BAĞDAT KUZEYE BAKTI ABD-İran savaşının enerji piyasalarında yarattığı en önemli sonuçlardan biri, dünya petrol ticaretinin ana damarlarından Hürmüz Boğazı’na duyulan güvenin sarsılması oldu. Irak Petrol Bakanlığına göre ülkenin Hürmüz üzerinden gerçekleştirdiği aylık petrol ihracatı, savaş öncesindeki yaklaşık 93 milyon varilden nisan ayında 10 milyon varile kadar geriledi. Petrol gelirlerinin Irak bütçesinin yüzde 90’dan fazlasını oluşturduğu dikkate alındığında bu düşüş yalnızca ticari bir kayıp değil, Bağdat için doğrudan bir ulusal güvenlik tehdidi anlamına geldi. Bunun üzerine Irak hükümeti kuzey koridorunu hızla genişletme kararı aldı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve Kerkük sahalarından Türkiye’ye uzanan boru hattındaki günlük yaklaşık 220 bin varillik sevkiyatın önce 770 bin varile çıkarılması, daha sonra Basra’dan gelecek petrolün de bu sisteme bağlanması hedeflendi. Planın yaklaşık iki buçuk aylık hızlandırılmış bir takvimle uygulanması gündeme gelirken, Türkiye güzergâhı Hürmüz’e karşı geçici bir alternatif olmaktan çıkıp Irak’ın uzun vadeli enerji stratejisinin ana omurgasına dönüşmeye başladı. Bağdat aynı zamanda batı yönündeki seçenekleri de açık tutmaya çalıştı. Irak kabinesi, Basra petrolünün Suriye’deki Baniyas ve Tartus limanları üzerinden taşınması ve depolanmasına yönelik anlaşmalar yapılmasına yetki verdi. Washington temaslarında Irak ile Suriye arasındaki Kerkük-Baniyas ham petrol boru hattının yeniden inşa edilmesini öngören bir mutabakat da gündeme geldi. Böylece Irak, kuzeyde Türkiye ve Ceyhan, batıda Suriye ve Akdeniz üzerinden çoklu ihracat güzergâhları oluşturmayı hedefledi; ancak mevcut altyapı, siyasi istikrar ve Avrupa pazarına erişim bakımından Türkiye seçeneği çok daha güçlü konumunu korudu. REKLAM Zeydi’nin ABD petrol üretiminin yaklaşık yüzde 45’inin gerçekleştirildiği Texas’a özel bir ziyaret yapması da enerji diplomasisinin bir parçasıydı. Chevron’un Los Angeles merkezli TI Capital ve Suriye-Katarlı Al-Khayyat ile kurmayı planladığı konsorsiyum kapsamında, Güney Irak sahalarından Kerkük’e uzanacak yeni bir kuzey hattı ile Kerkük’ten Suriye üzerinden Baniyas Limanı’na ulaşacak ikinci bir hat üzerinde çalışılıyor. Chevron ayrıca ABD yaptırımları nedeniyle Rus Lukoil’in işletemediği Batı Kurna-2 sahası ile Nasıriye sahasının işletilmesi için Bağdat’la görüşmeler yürütürken, Houston merkezli KBR ve Texas merkezli HKN Energy de Irak’taki projelere dâhil oldu. İRAN’IN GÖLGESİ: SİLAH TOPLANSA DA AĞ YERİNDE Beyaz Saray’daki sıcak atmosfer, Zeydi’nin önündeki yolun kolay olduğu anlamına gelmiyor. Trump yönetiminin yeni başbakandan beklentileri üç temel başlıkta toplanıyor: İran destekli milislerin silahsızlandırılması, Irak’ın enerji alanındaki İran bağımlılığının azaltılması ve Amerikan şirketleri için güvenli bir yatırım ortamının oluşturulması. Washington bu konuları birbirinden bağımsız değil, aynı stratejinin parçaları olarak görüyor ve Zeydi’nin başarısını imzalanan ticari anlaşmalardan çok silahlı yapıların gerçekten kontrol altına alınıp alınamayacağı üzerinden değerlendirmeye hazırlanıyor. REKLAM Zeydi’nin hükümet programında devletin silah üzerindeki tekeline özel vurgu yapılması, seleflerinden farklı bir öncelik sıralamasına işaret etti. Mukteda es-Sadr’a bağlı Seraya es-Selam’ın silahlarını devlete teslim edeceğini açıklamasından sonra İran’a yakın Asaib Ehl’il Hak ve Kataib İmam Ali gibi grupların da devletle koordinasyon içinde silah bırakmaya hazır olduklarını duyurması, yeni başbakanın ilk somut kazanımı olarak değerlendirildi. Hükümet, silahların devlete teslim edilmesi için 30 Eylül tarihini belirledi; bu tarihin Amerikan askerlerinin çekilme takvimiyle örtüşmesi, Bağdat’ın güvenlik boşluğu oluşmayacağı mesajını vermek istediğini gösterdi. Ancak İran Devrim Muhafızları ile daha yakın çalışan Kataib Hizbullah ve Hareket en-Nuceba gibi ideolojik yapılar, silahları “direnişin kutsal emaneti” olarak tanımlayarak herhangi bir tasfiye sürecine sıcak bakmadıklarını ortaya koydu. Üstelik İran’ın Irak’taki etkisi yalnızca milislerden ibaret değil. Kamu ihalelerinden enerji ticaretine, bankacılıktan sınır ekonomisine, siyasi partilerden yerel yönetimlere kadar uzanan geniş bir nüfuz ağı bulunuyor. Bu nedenle silahların toplanması, Tahran’ın yirmi yılı aşkın sürede kurduğu ekonomik ve siyasi yapıyı tek başına ortadan kaldırmaya yetmeyecek. Trump-Zeydi görüşmesinden kısa süre önce İran’ın dinî lideri Ali Hamaney için Necef ve Kerbela’da düzenlenen cenaze törenlerine çok sayıda Şii, Sünni, Kürt ve Hristiyan siyasetçinin katılması, İran etkisinin Irak’ın toplumsal ve siyasi dokusuna ne kadar nüfuz ettiğini gösterdi. Zeydi’nin de cenaze töreninde yer alması, Washington’la yakınlaşmasına rağmen Tahran’la doğrudan çatışmaya girmeyeceğinin işareti oldu. Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin son aylarda Bağdat’ta yürüttüğü temaslar da İran’ın Irak’taki müttefiklerini ve caydırıcılık ağını korumaya kararlı olduğunu ortaya koydu. REKLAM ANKARA DURAĞI: BİR MİLYON VARİLLİK KOMŞULUK Zeydi’nin Washington ve İran ziyaretlerinin ardından 28 Temmuz’da Ankara’ya gelmesi, diplomatik turun en somut sonuçlarının alındığı durak oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde resmî törenle karşılanan Irak Başbakanı, ziyaretten önce Irak ile Türkiye’nin tarih, coğrafya, kültür, medeniyet ve ortak çıkarlarla birbirine bağlı olduğunu vurguladı. Ankara’daki görüşmelerde enerji, ticaret, su, güvenlik, savunma sanayii, Kalkınma Yolu, sınır kapıları, Türkmenlerin hakları ve bölgesel gelişmeler aynı masa etrafında ele alındı. Zirvenin en dikkat çekici açıklaması, Irak’ın Türkiye’ye günlük 1 milyon varile kadar petrol tedarik edebileceğinin duyurulması oldu. Erdoğan, Zeydi’nin kendisine “Türkiye’ye bir milyon varil petrol verebiliriz, başka yere ihtiyacınız olmasın; biz komşuyuz” dediğini aktarırken, “Sağa sola bakmaya gerek yok, hemen yanı başımızda komşumuz var. Bu petrolü tedarik edersek ihtiyaçlarımızın önemli bölümünü karşılarız” değerlendirmesini yaptı. Bu teklif, iki ülke arasındaki enerji ilişkisinin klasik alıcı-satıcı ve transit geçiş modelinden stratejik tedarik ortaklığına dönüşebileceğini gösterdi. Günlük 1 milyon varillik petrol akışı, Türkiye açısından savaş, ambargo, boğazların kapanması ve deniz taşımacılığındaki kesintilere karşı güçlü bir enerji güvenliği kalkanı oluşturabilecek büyüklükte. Irak açısından ise Türkiye’nin rafinerileri, boru hatları, limanları ve Avrupa’ya uzanan altyapısı, üretilen petrolün değer kaybetmeden dünya piyasalarına ulaşmasını sağlayacak. Washington şirketlerle, Tahran tarihî nüfuzla Irak denklemine girmeye çalışırken Ankara, Bağdat’a aynı anda pazar, boru hattı, liman, sanayi, güvenlik ve siyasi iş birliği sunuyor. REKLAM TPAO KERKÜK’TE: TÜRKİYE ARTIK SADECE BORUYU BEKLEMİYOR Ankara zirvesinin enerji alanındaki en önemli sonuçlarından biri, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın BP Energy Company of Kirkuk Limited’in yüzde 15 hissesini satın alması oldu. TPAO böylece BP ve ConocoPhillips’in de yer aldığı konsorsiyuma katılarak Kerkük’teki büyük petrol sahalarının geliştirilmesinde doğrudan ortak konumuna geldi. Baba ve Avana kubbeleriyle Bay Hasan, Cambur ve Habbaz sahalarını kapsayan projenin toplam rezerv potansiyelinin 3 milyar varil petrol eşdeğerini aştığı ve orta vadede üretimin günlük 1 milyon varilin üzerine çıkarılmasının hedeflendiği belirtiliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ortaklığı “enerji iş birliğinde tarihî bir adım” olarak tanımlarken, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da TPAO’nun Kerkük’teki varlığının hem enerji diplomasisi hem Türkiye-Kerkük ilişkileri bakımından özel önem taşıdığını söyledi. Bayraktar, Kerkük’ü yalnızca zengin petrol rezervleriyle değil, yüzyıllardır devam eden tarihî, kültürel ve toplumsal bağlarla Türkiye’nin kalbine yakın stratejik bir merkez olarak nitelendirdi. Böylece Türkiye yalnızca Irak petrolünü taşıyan transit ülke olmaktan çıkıp üretim, işletme ve yatırım süreçlerinde pay sahibi bölgesel enerji aktörüne dönüştü. Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nın geleceği ise Ankara ile Bağdat arasındaki daha zorlu teknik pazarlığın merkezinde bulunuyor. Türkiye, süresi sona eren eski anlaşmanın aynı koşullarla uzatılmasını kabul etmeyerek BOTAŞ üzerinden bir yıllık geçiş düzenlemesine onay verdi, ancak daha kapsamlı yeni bir model talep etti. Bakan Bayraktar’ın açıkladığı Türkiye önerisi, hattın kapasitesinin günlük 2,5 milyon varile çıkarılmasını, güneyde Basra’ya kadar uzatılmasını ve ilerleyen dönemde Katar ile diğer Körfez ülkelerinin doğal gazını taşıyabilecek paralel bir boru hattının kurulmasını öngörüyor. REKLAM Irak tarafının geçici uzatma döneminde günlük 750 bin varil taşıma talebinde bulunduğu, buna karşılık toplam kapasitesi 1,4 milyon varil olan hatta mevcut sevkiyatın yaklaşık 190 bin varilde kaldığı belirtiliyor. Müzakerelerde 2023’teki uluslararası tahkim kararları da yer alıyor. Türkiye aleyhine verilen yaklaşık 1,5 milyar dolarlık tazminat hükmüne karşılık Irak’ın 1990’lı yıllardan kalan ödenmemiş taşıma ücretleri nedeniyle Türkiye’ye yaklaşık 500 milyon dolar ödemesine karar verilmesi, eski anlaşmanın tarafları nasıl hukuki bir çıkmaza sürüklediğini gösterdi. Ancak taraflar çözüme yakın duruyor. Elbette İran Irak üzerinden baskılama süreci başlatmazsa. Ankara bu nedenle yeni hattın yalnızca daha büyük değil, hukuken de daha sağlam bir çerçeveye oturtulmasını istiyor. KALKINMA YOLU, SU VE GÜVENLİK AYNI HARİTADA Ankara-Bağdat ortaklığının bir diğer büyük ayağını, Basra’daki Büyük Fav Limanı’ndan başlayıp Irak’ı güneyden kuzeye geçerek Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması planlanan 17 milyar dolarlık Kalkınma Yolu oluşturuyor. Kara ve demir yolu hatlarından meydana gelecek koridor, Süveyş Kanalı’na alternatif bir ticaret güzergâhı yaratmayı hedeflerken Türkiye’nin limanları, demir yolları, sanayi merkezleri ve Avrupa bağlantıları projenin ekonomik olarak işlemesinde belirleyici rol oynayacak. Ticaret hacminin 17 milyar dolardan 30 milyar doların üzerine çıkarılması, Türk şirketlerinin Irak’ta bugüne kadar gerçekleştirdiği yaklaşık 40 milyar dolarlık bin 150’den fazla projeye yenilerinin eklenmesi ve sınır kapılarının kapasitesinin artırılması da bu büyük bağlantısallık planının parçaları olarak görülüyor. Su ve güvenlik dosyaları da yeni ortaklığın tamamlayıcı unsurlarına dönüştü. Dicle ve Fırat sularının yönetiminde 1 Eylül 2026’da devreye girmesi planlanan yeni model kapsamında, Irak’ın Türkiye’ye sattığı petrolden elde edilen gelirin bir bölümü özel bir fona aktarılacak; Türk şirketleri Irak’ın su altyapısını yenileyecek, sulama sistemlerini modernleştirecek ve yeni baraj projelerinde görev üstlenecek. Güvenlik alanında ise Bağdat’ın PKK’yı yasaklı örgüt ilan etmesi, ortak koordinasyon merkezinin kurulması, istihbarat temaslarının yoğunlaşması ve Türkiye’nin Irak ordusuna savunma sanayii desteği verme iradesi ilişkileri daha kurumsal bir zemine taşıdı. Zeydi’nin Washington, Tahran ve Ankara arasında yürüttüğü denge siyaseti henüz nihai sonucuna ulaşmadı; ancak yeni Orta Doğu haritasında petrolün, ticaretin, suyun ve güvenliğin kesiştiği yol giderek daha belirgin biçimde Ankara ve Ceyhan üzerinden geçiyor.

Xiaomi’den 1.705 kilometre menzilli SUV hamlesi
1
Yeni Türk Lirası banknotların zaman aşımı yıl sonunda dolacak
842 kez okundu
2
2 Meksika son 30 yıldaki en büyük petrol rezervini keşfetti
803 kez okundu
3
1 Bakan Pakdemirli: 84 projeye 113 milyon liralık hibe desteği sağlanacak
801 kez okundu
4
3 Türk bilim insanlarının Antarktika seferleri meyvelerini veriyor
725 kez okundu
5
Dolar yeni haftaya nasıl başladı?
666 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.